cehenneme övgü – gündüz vassaf
gündüz vassaf, 1986-1987 yılları arasında ingilizce olarak kaleme aldığı yirmi adet uzun ve kısa denemeden oluşan cehenneme övgü adlı kitabında, alışılagelmiş kavramların, durumların ve davranışların bizde bıraktığı doğruluk izlenimini yıkmak için yola koyulmuş. geceye, deliliğe, seçememe özgürlüğüne, anlaşmazlığa, sarhoşluğa methiyeler düzerken, kahramanlığa, yaşamda monotonlaşmaya makineleşmenin getirdiği işlevsellik kavramına, dayatılan cinsel rollere, günlük bilgi tüketme kültürüne yönelttiği ağır eleştiriler sizi bir anda yazarla kendi kafanızda bir tartışma içine sokuyor.
öncelikle, seçme özgürlüğü üzerine yazısı dikkat çekici. bu yeti demokrasinin temel koşuludur, ama biz de başkalarının seçmiş olduğu kişilerin arasından seçeriz. bence de bu totaliter bir dayatmadır, fakat ya hep ya hiç tarzında bir kural da bizi olmayan bir mükemmellik arayışı, olmayan bir sınırsız özgürlük arayışı içine sokar. bu noktayı da eleştirebilmesi, aslında eleştiri boyutunda bu özgürlüğü ve mükemmelliği kendi içinde gerçekleştirebildiğini gösterir.
hayata karşı amaçlar konusunda şu da önemli bir noktaydı: hayat belli amaçlar edinmemizi telkin eder ve gerekirse kurumlar bize yardımcı olur. neden? bunun amacını da şuna bağlıyor: amacı belli olan kişinin ne yapacağı da bellidir. her şey önceden tahmin edilebilir. bunun için de davranışlarımız tanımlara sığdırılır. kontrol edilmemiz kolaylaşır. davranışları anla, önceden kestir ve denetle. bu bir slogan haline gelmiştir. kurulu düzen, bizim için planladığı her şey hakkında bizleri bilgi sahibi olmaya yöneltir. bir şeyleri diğerine tercih ettiğimizi görmeleri, bizleri kontrol edilen, güdülen bir duruma getirir, çünkü önceden tanımlanmış olmak bunu mümkün kılar. o zaman sıra dışı mı olmak gerekir? belki biraz evet, ama önceden kestirilebilir totaliter yaşamlarımız insan ruhuna bence de bir hakarettir. seçme özgürlüğüne getirilen bir kısıtlamadır.
yazarın bize telkin etmeye çalıştığı bu tür bakış açıları bizi bencilliğe ve farklılığa itiyor gibi görünüyor, ama hep aynı yönde farklılaşırsak da benzeşmiş oluruz. bu yüzden de, sonra bir başka noktada da şöyle diyor: herkes aynı yöne çekseydi, dünya alabora olurdu. uyuşma ihtiyacı gerçekliği bozar. kendimizi güvende hissetmek için mutabık oluruz ve belki de bizde olan gerçeği ya da doğruyu feda etmiş oluruz. uzlaşmak bir süreci durdurur, yaratıcılığı frenler. özgürlük anlaşmamaktır. anlaşmak çoğu zaman güçlünün güçsüze kendini kabullendirmesidir.
gece özgürlüktür, gündüz ise tutsaklık. gece, düzen güçleri uykudadır. bürokrasi, askeriye, okullar ve polis yaşamımızı düzenleyen güçlerdir. aile kurumu bile hayatımızı düzen içine zorlar. aynı saatte yatıp kalkmak gibi. bütün bunlar son derece anarşist ve çoğu zaman kötümser bir yaklaşımın göstergesi. bu kadar ileriye gitmek gerekir mi? evet, gerekir, çünkü düşüncelerinizi kabullendirmek istiyorsanız, her iddiayı aynı rayın üzerine oturtmalı, her şeyi tek bir dayanağa bağlamak gerekir. buna tutarlılık da diyebiliriz. düşünceler arasında birbirini destekleyen bir ilginin olması. bunu bu kitapta bulabilmek mümkün.
bunları söylerken de düşüncelerini dayatmacı tavırla değil, iddia ve yargılarını tartışarak, gerekçelerle, günlük hayattan ve tarihsel örneklerle desteklemiştir. kitap dil açısından ele alındığında yazardan çok çevirenin yazarın dilini yorumlayışı söz konusudur, ama genel itibariyle yazar gerektiğinde uzun da olabilen yalın cümleler kullanarak kendini ifade edebilmiş. zaman zaman birbiri ardına kullanmaya ya da duymaya alışkın olmadığımız kelimeler de çok. mesela, gündelik hayat ve totalitarizm sözcüklerini daha önce bir arada duymamış olmamız aslında bu ikisi arasındaki yazarın olduğunu iddia ettiği ilgiyi görmememizden kaynaklanıyor. aynı şekilde kollektif delilik, ölüm unutkanlığı, düzen güçleri gibi.
bu kitabı kimler okumalı? hayata herkesten farklı bakmak isteyen ya da kendi rahatlık dairesinin dışına çıkarak düşünmesi gereken insanın, okuyarak kendi eksiklerini tamamlayabileceği bir kitap. gençler için bir sakıncası da yok, zira gençlik hezeyanlarını körükleyerek anarşizmi propaganda etmiyor. daha çok bir psikoloji ya da kişisel gelişim kitabı olmakta haklıdır, ama çevremizle ve içinde yaşadığımız toplumla iletişim sorunlarından ziyade, bizi baskı altında tutan değer yargıları ve standartlaşmış ve tekdüze hale gelmiş yaşamlara zaman zaman yönelttiğimiz eleştirileri ve başkaldırıları haklı çıkarmaya yardımcı olmakta da son derece başarılı olacaktır.
sebahattin cücü – 2006

